Make your own free website on Tripod.com

g) Din-Ahlâk ilişkisi:

Allah, insanlığın ahlâkî faziletlere ulaşması için dinin zaruretini ortaya koymuştur. Bütün ilâhî dinlerin esas amacı da ahlâk ve insanî faziletleri yükseltmek olmuştur. Bu nedenle din ile ahlâk arasında gizli bir etkileşim vardır. Çünkü ahlâkın kaynağı dindir; o dinden doğmuş ve dinin neticesidir. Peygamberlik görevinin özünde ve hedefinde de ahlâkîlik yatar. Bu yüzden Hz.Peygamber “Din; iyi ahlâktır”; “sizin dinen iyi olanınız, ahlaken de iyi olanınızdır.” buyurmuştur.

Hz. Peygamber bir din tebliğcisi olarak Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmış, o peygamberin “yüce bir ahlâk sahibi” olduğu Kur’anda bildirilmiştir. Bu ayette geçen “hulk” kelimesini ibni Abbas, Mücahit ve birçok müfessir “din ve İslâm” manasına almıştır. Çünkü din, insanın Allah’a karşı, kendisine karşı ve başkalarına karşı olan vazifelerini bildirir. Bu nedenle İslâm dini iyi ahlâkın mükemmel bir kanunudur.

İslâm ve Osmanlı ahlâkçılarından büyük bir çoğunluğu din ile ahlâk arasında sıkı bir münasebetin olduğunu belirtmekte ve hepsi de dinin lüzûmuna inanmaktadır. N.Sururî, ahlâkî faziletlerin temel dayanağının, baş kaidesinin din olduğunu, din ile ahlâkın ikiz kardeş gibi; dindar bir insanın aynı zamanda ahlâklı insan demek olduğunu; M.Adil, ikiz kardeş gibi görmüş oyduğu din ile ahlâk arasındaki ilişkiyi sebep-sonuç ilişkisi gibi görülmesi gerektiğini, Ferid, ahlâkın din ile ayakta durabileceğini, dine dayanmayan ahlâkın, köksüz ağaç gibi olacağını; M.Kamil ise dinî emrin, aynı zamanda bir ahlâkî emir niteliğinde olduğunu ileri sürer.

Dinî hayatın merkezinde yeralan Allah, aynı zamanda ahlâkî nizamın da en yüksek düzenleyicisi ve garantörüdür. Allah’ın emir ve yasakları tıpkı din gibi insanlara saygıyı emreden karaktere sahiptir. Din, imanı gerekli kılar; dinle alâkalı olan ahlâk da imanla yakın bir ilişki içindedir. Dinde iman, ibadet ve ahlâk içiçedir. Ferîd’e göre insan din hissinden, iman ve inançtan soyutlandığı zaman, kalb insanî meziyetlerin her çeşidinden o dakika sıyrılır; fazilet yıkılır, vazife şinaslık, iffet, muhabbet, insan kardeşliği, yardımlaşma, adalet, insaf, şefkat ve merhamet gibi temiz duygu adına kalbinde ve zihninde ne varsa hepsi birer birer çekilir, kalb sahası bomboş kalır.

Osmanlı ahlâkçıları dinsizlikle ahlâksızlık arasında da sıkı bir münasebetin olduğunu ortaya koyarlar. Bunlardan M.Adil, dinsizliğin ahlâkı yok ettiğini; dinî duyguları zayıflattığını, cemiyetin ahenk ve düzenini bozduğunu; N.Sururî dinsizliğin Allah korkusundan kalbi yoksun kıldığını böyle kimselerin ise her kötülüğü yapabileceğini; A.şeref, dinsiz insanın iyi ahlâk sahibi olmasının imkansız olduğunu, A.irfan, dinsizlerin her çeşit kötülüğü işleyebileceklerini, bunlarda edep ve terbiyenin alt-üst olduğunu ve bütün insanlara zararlarının dokunduğunu; Ferit, din gidince insanın hayvanlaştığını, basiret gözünün körleştiğini, insanî faziletlerin yok olduğunu ve vicdanın çok şiddetli bir cehennem azabı içine girdiğini belirtir. S.S.Hüseyin ise “Osmanlının başına son dönemlerde gelen belaların, felaket ve musibetlerin hepsinin dinsizlik yüzünden geldiğini, dinsizlik yüzünden ahlâkımızın bozulduğunu, ahlâk bozuldukça da sefahata, bunun sonucu olarak da alçaklık ve yoksulluğa düştüğümüzü ileri sürer.

Osmanlı ahlâkçıları içinde materyalist Celal Nuri ise din ile ahlâk, ahlâk ile inanç ve Allah korkusu arasında bir münasebetin olduğunu kabul etmez ve Osmanlı ahlâkçılarının yukarıdaki görüşlerinden farklı görüşler ileri sürer. Ona göre dinler her zaman ahlâkın garantisi değildir. Hıristiyanlıkta olduğu gibi. Ona göre, ahlâkın Allah’a ve ahirete imanla da ahlâkın yakın bir ilişkisi yoktur. Ayrıca ahlâk, ona göre, dinden daha eskidir. Din, zatî ve vicanî bir ihtiyaçtır; ahlâk ise millî ve içtimaî bir zarurettir. Onun için ahlâk kendisine gerekli talimatı ve garantiyi seciyeden, medeniyet ve umumî eğitimin yükselmesinde aramaktadır.

Bu aykırı görüşlere rağmen, dinin ahlâka, ahlâklılık için şartsız ve mutlak bir ölçü verdiği, onun temel kuvvetlerinin bir içtenliği ve sıcaklığını kazandırdığı, bu olmadan Allah şuuru ve ahlâkî kişiliğin gelişmesine doğru bir ilerlemenin olamayacağı görülür. Ahlâkın da dine birtakım müsbet etki ve katkıları bulunmaktadır. Din ile ahlâk tıpkı bir madalyonun iki yüzü gibidir; daima birbirlerini destekler ve birbirlerinin değerlerini artırırlar.

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com