Make your own free website on Tripod.com

d) Ahlâkın Lüzum Ve Gayesi:
Cemiyetlerin ana cevheri, sosyal varlıklarının ve bekalarının sebebi olarak görülen ahlâk, bazı Osmanlı ahlâkçılarınca Ruh Tabibliği (Tıbb-i Ruhanî), bazılarına göre ruhun gıdası, kalb ve vicdanın huzurunu sağlayan bir kaynak, fazilet ve reziletleri bilmenin yolu, öğrenilmesi vacip olan bir ilimdir. Birçok ahlâkçı bilgi ile ahlâk arasında sıkı bir münasebet görmektedir. A.Arifan, M.Zihni, H.Remzi, A.Kemal, S.Halim Paşa vb. birçok ahlâkçı maarifi, ilim ve sanatları ahlâka dayandırır. Osmanlının tekrar eski güç, kuvvet ve canlılığına kavuşabilmesi için ahlâkî meziyetleri, fazilet ve terbiyeyi ilmin ve bilginin önüne geçirmesi gerektiğini savunurlar. Neticede İslâm cemiyetlerinde arzu edilen her çeşit maddî ve manevî kalkınmanın da ancak ahlâkî faziletlere sarılmakla mümkün olabileceğini ileri sürerler.

Bazı ahlâkçılar ise ahlâk ve fazilet ile tahsil arasında doğrudan bir ilgi bulunmadığını savunurlar. Nasıl ki bir insanın mantık okumakla akıllı olamayacağı gibi, ahlâk okumakla da ahlâklı olamaz. Bu iddialar Osmanlı ahlâkçılarında hemen karşılık bulur ve A.Kemal ahlâk ilmi sayesinde insanın iyi davranış ve üstün ahlâkın yüceliklerine nüfuz edeceğini, dinî emirlere ve ahlâkın reddettiği kötü fiillere vakıf olacağını, neticede kötü ahlâkdan uzaklaşıp iyi ahlaka yanaşacağını belirtir.

Ahlâkın gayesi noktasında İslâm ahlâkçıları da Osmanlı ahlâkçıları da aynı noktada buluşur. Bu da ahlâkın “iki cihan saadetini sağlaması”dır.

e) Nefsin Kuvvetleri Meselesi:
Nefsin kuvvetleri meselesinde İslâm ahlâkçıları gibi Osmanlı ahlâkçıları da ibni Mikeveyh’in tesirinde kalmışlar ve bu kuvvetleri üçe ayırmışlardır.

1. Fikir Gücü (ilim veya nutuk kuvveti), 2. Gazab Gücü, 3. şehvet Gücü Ahlâkın kendisinden çıktığına inanılan bu güçlerin, itidal, ifrat ve tefrit olmak üzere üç hali vardır; itidal fazileti, ifrat ve tefrit ise reziletleri meydana getirir.

1. Fikir Gücü: Fikir gücü’nün merkezi beyindir; hakkı batıldan ayırır. insanları daha doğruya, hakka yöneltir. Düşüncenin her çeşidi bu güçten meydana gelir. Bu gücün itidali hikmet’dir; ifratı ise mekir, habâset, cerbeze, şeytaneti; tefriti cehl ve beladeti meydana getirir. Bu güç sadece insanlarda mevcuttur.
2. Gazab Gücü: Bu gücün bedendeki yeri kalbtir. insanda ve hayvanda ortak olmakla birlikte bazı farklılıklar arzeder. insanın kendini korumaya ve zararı yok etmeye bu kuvvet sevk eder. Bu kuvvetin orta hali şecaat faziletini, ifratı çok öfkeli olmayı; tefriti ise korkaklığı meydana getirir. Aşırı öfke ise bütün kötülük ve reziletlerin kaynağı sayılır.
3. şehvet Gücü: Gıdalanma, yaşama ve menfaat, elde etmenin kaynağı olarak kabul edilir. Nesli devam ettirme ve seks hayatı da buna bağlıdır. Bu kuvvetin merkezi olarak ciğer kabul edilir. Bu gücün orta hali “iffet”, aşırısı M.Zihni’ye göre hırs ve aç gözlülük; eksikliği ise zayıf şehvetliliktir. A.Behçet ise bu kuvvetin aşırısına fücur, eksikliğine hamûd (bir çeşit şehevî duyguları yok etmek) demektir.

İnsan ruhunda bulunan bu üç kuvvetin orta hali hikmet, şecaat, iffet ve adalet gibi dört temel fazileti meydana getirir. Adalet diğer dört temel fazileti de içine alan temel bir fazilettir. Bu dört temel fazilet ilk defa Sokrates (M.Ö.470-399) de görülür; daha sonra Aristoteles (M.Ö.374-322) bu temel faziletleri sistemleştirmiş; ondan ibn-i Miskeveyh (v.421/1030); Gazalî (v.505/1111) ve diğer İslâm filozofları almış, Osmanlı ahlâkçıları da aynı faziletleri rahatça kullanmakta bir sakınca görmemiştir.

f) Ahlâkî Davranışın Esası Olan iyi Ve Kötü:
Osmanlı ahlâkçılarına göre ahlâkın iyi veya kötü oluşu, ahlâkî davranışa sebep olan âmile göre değişmektedir; bu sebepler ise çok çeşitlidir. Eğer bir düşünce ve davranış ahlâkın benimsediği temel esasa uygun ise “iyi ahlâk”;; uymuyorsa “kötü ahlâk” diye vasıflandırılır. İslâm ahlâkında ise bu, emirlere uymak veya uymamak şeklinde ortaya çıkar. Osmanlı ahlâkçıları da Allah ve Rasulünün emir ve yasaklarına uygun davranmayı iyi ahlâk, isyânı ise kötü ahlâk olarak nitelendirirler. Bazı ahlâkçılar ise konuya daha farklı açıdan yaklaşır Mesela M.Said nefisten kolaylıkla çıkıp da iyi ve makbul olanına iyi ahlak, makbul olmayana kötü ahlâk; H.Hüsnü başkalarının hayır ve menfaatlerine uygun olan duygu, düşünce ve harekete iyi demektedir. iyi ile fazilet çoğu zaman eşdeğerli kullanılmaktadır. Osmanlı ahlâkçılarının kötü ahlâktan korunup onu yok etme ile iyi ve fazilete ulaşma, daha sonra da bu ahlâkî faziletleri koruma ile ilgili bazı tedbirler düşündükleri ve tekliflerde bulundukları görülür.

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com