Make your own free website on Tripod.com

b) ilim Olarak Ahlâk:

Ahlâkın olduğu gibi, ahlâk ilminin de birçok tanımı yapılmıştır. Bu tanımların bazılarında vazifeye, bazılarında hayıra, mesleğe, seciyeye, huya ağırlık verilirken; bazılarında hem hayır, hem de vazifeye ağırlık verilmiştir.

Osmanlı ahlâkçıları ahlâk ilmini beş farklı içerikle tanımlamaya çalışmışlardır:
1. S.Şükrü, M.Rahmi, A.Kemal, Ferit (Kam), Ö. Nasuhî vb. gibi ahlâkçılar ahlâkı, “vazifeler ilmi” olarak tanımlamıştır.
2. Ahlâk ilmini insanların bir mesleği ve huyu olarak kabul edenler ise şöyle bir tanım ortaya koymuşlardır: Ahlâk ilmi, insanların gerçek mesleğini (insanlığını) tayin eden, ruhun güçlerini islâh etmek ve olgunlaştırmak için insanı gerçek mutluluğa ve arzulara ulaştıran kanun ve kaideleri ortaya koya
n ilimdir.
3. M.Said (v.1918) ahlâk ilmini “kötü huyun iyi huya çevrilmesi sebebiyle insan ahlâkından bahseden bir ilimdir” diye tanımlamaktadır.
4. M.Adil, A.Seyyidî, A.Nazif, M.Fazıl, i.Hakkı vb. gibi ahlâkçılar ahlâk ilmini, “hayır ve şerrin ne olduğunu bildiren ilim” olarak tanımlar.
5. İsmail Fennî (18645-1946) ise ahlhak ilmini “mutlak şekilde kabul edilen haraket kaidelerinin toplamı, hayır ve şerrin delili, nazariyesidir ki, buna “ethique”, edeb ilmi; ahlâk ilmi, ahlâk felsefesi de denir.”
diyerek belirlemeye çalışır.

İ.Fenni, felsefî manada bir ahlâk ilminden bahsederken, A.Kemal bu ilmin XIX, yüzyılda Osmanlıda yeni kurulmaya başladığını ileri sürer. Osmanlının ilk dönemlerinde ahlâk için Hikmet-i Ameliyye, ilmu’l- Edeb, ilmu Tehzibi’n- Nefs ifadeleri kullanılırken, son dönemlerde “ahlâk” ve “ilm-i ahlâk” terimleri kullanılmaya başlanmıştır.

Bütün bunlardan çıkan sonuç, ahlâk ilminin ahlâkî olayları metodlu bir şekilde inceleyen bir ilim olmasıdır. Çünkü Osmanlı ahlâkçılarının ahlâk ilmini “hayatı idare etme ilmi”, “vazife ilmi”, “hayır ve şerrin, mutluluğun ilmi” diye tanımlamaları, aynı şeyi farklı ifadelerle dile getirmelerinden başka bir şey değildir. Bunların hepsi, insan davranışlarını idare eden ideal kanunları ifade etmektedir. Bu açıdan ahlâk ilmi ne sadece teorik, ne de pratiktir. O bir yönüyle nazarî, bir yönüyle de amelî, uygulamalıdır. O, akla dayanan bazı temellendirmelerle nazarî (teorik) olmakta, diğer taraftan, hayatı iyi bir şekilde sevk ve idare etmek için uygulaması gereken kaideleri uyguladığı için pratik bir san’at olmaktadır. O, ne tamamen bir uygulamadır, ne de nazariyattan ibarettir. Teori ile pratiği birleştiren bir ilimdir. Teori ile pratiği birleştiren, düşünülen ve yaşanılan, kaidesi, kuralı olan bu kaide ve kuralları hem koyan, hem de uygulayan (normatif) bir ilim; uygulanan bir düşünce -hayat sentezidir.

c)Ahlâkın Konusu Ve Metodu:
Osmanlı ahlâkçıları ahlâkın konusunda farklı görüşler ileri sürerler. Bazıları ahlâkın konusu ruhî kuvvetler, bazıları vazifeler, bazıları hem ruhî kuvvetler ve hem de vazifeler olarak nitelendirirler.

Selahaddin (v.1939), A.Seyyidi, A.Nazif vb.leri ahlâkın konusunu “insanın kendisine, yaradanına ve diğerlerine karşı dinen yapmakla borçlu olduğu vazifeler”, A.irfan “ruhi kuvvetler”, Ö.Nasuhî “insana ait bir takım melekeler ve vazifelerin toplamı” olarak belirlemektedir. M.Adil’e göre ahlâk “insanın manevî vasıflarını ve özel hallerini, özellikle de insanın ihtiyarî (seçimlik) fiillerini inceler; M.Emin’e göre ise, kötü ahlâkın iyi ahlâka çevirilmesi yönünde insan ahlâkı”nı konu edinir. B.Tevfik’e (1881-1914) göre “iyiliği kesinleşen fiilleri icra, kötülüğü açık olanların da yapılmaması azmini kuvvetlendirme ile uğraşır.

Bu görüşler doğrultusunda Osmanlı ahlâkçıları ahlâkın konusunu:
1. insan ruhundaki iyilik ve vazife hissi,
2. Çeşitli vazifeler (iffet, secaat, hikmet, adalet),
3. Hürriyet, vatanseverlik vb. olarak belirlemişlerdir.

Ahlâkın metodu konusunda da farklı görüşler vardır. Bazıları ahlâkı deneye, bazıları akla, bazıları da hem deneye hem de akla dayandırmıştır. Ferîd’e göre ahlâk ilmi bütünüyle tecrübî değildir; bazı çözümleyici sebepler de gösterir. Çünkü ilim temel kavramlarına ancak tecrübe ve araştırmalarla ulaşabilir. Ahlâk ilmi de “hayır”, “hak”, “vazife” vb. gibi kavramlarını ancak aklî açıklık ve çözümlemelerle umîmîleştirir ve mücerretleştirebilir.

M.Rahmi ise ahlâkın metodunu genel olarak tecrübî kabul eder ve ahlâkın gayesi olan “en yüce iyi”ye de nazariyattan ziyade, uygulama ile ulaşılabileceğini ileri sürer.

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com