Make your own free website on Tripod.com

NAZARÎ AHLÂK
Osmanlı ahlâk risalelerinde “Nazarî Ahlâk” başlığı altında genel olarak ahlâkın ve ahlâk ilminin tanımı yapılmakta, ahlâkın konusu, metodu, gâyesi ve luzûmu belirtilip, nefis ve nefsin kuvvetleri; ahlâkî davranış, iyi-kötü, din ile ahlâkın ilişkisi, huyun değişip değişmeyeceği, ahlâkda irade, seçme hürriyeti, sorumluluk, ahlâk kanunu, vazife, ahlâkî müeyyide, hak ve hukuk, vicdan ve vicdanın ahlâkî değeri vb. gibi meseleler temellendirilmeye çalışılmaktadır.

a) Ahlâkın Tanımı:
“Hulk” kelimesinin çoğulu olan ahlâk, seciye, din, tabiat, insanın iç dünyasını ve dış dünyasını ifade eder. Osmanlı ahlâkçıları “hulk”u iki manada kullanmışlardır. Bunlardan birincisi; hulk, ruhî, halk ise bedenî olanı nitelendirmede kullanılır. Halk gözle görülen hey’et, sûret ve eşkale; hulk da basiretle idrak edilen kuvvet ve seciyyeye mahsustur. Birileri “şu adam hulken iyi, halken güzeldir” dediğinde, hem ruhen, hem de dış görünüş itibariyle beğenilen bir kişiden bahsediyor demektir.

İslâm kaynaklarında hulk ile ahlâk hep aynı manaya kullanılmıştır. Osmanlı ahlâkçılarına göre hulk, bütün hal ve davranışların kaynağı ve şuurun doğru bir kuvvetidir. “Ruhda hasıl olan tabiî bir olaydır” ki bu sayede herkes var olan hissî ve irâdî kuvvetini kendine has bir şekilde kullanır.

Hulk bir de tabiat manasında kullanılmıştır. Burada tabiat ise ahlâkın doğuştan gelen unsurlarıdır. Ruhî kuvvetlerin tabiî dereceleridir. Huy ise tabiatın gelişmiş, tekâmül etmiş şeklidir.

Ayrıca Osmanlı ahlâkçıları “hulk”u iki kısma ayırmışlardır.
1. Hulk-i Tabiî: insanın tabiatında, yaratılışında gizli ve saklı olan ahlâk.
2. Hulk-i Kesbî: Fiil ve davranışlar şeklinde meydana gelip istikrar kazanarak, sırf görüşüp kaynaşmaya, âdete dayalı huydur. Buna göre “huluk”, insanın uyumlu bir şekilde yaratılışına ait tabiî özellikleri gösterir. Ahlâk ise sanki yaratılıştanmış gibi olup da sonradan kazanılmış özellikleri gösterir. Bu nedenle ahlâkın bir derûnî (sübjektif), bir de davranış, fiil ve hareket (objektif) yönü vardır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın ahlâk kavramının insan ve insan davranışlarıyla alâkalı olduğu görülür.

İnsan davranışlarıyla ilgili ahlâkın tanımını Osmanlı ahlâkçıları genel olarak şöyle yapmışlardır: Ahlâk, nefiste (ruhta) köklü bir şekilde yerleşip kendisinden fiil ve davranışlar, düşünmeden, zorlamaya ihtiyaç duymadan, suhuletle (kolaylıkla) meydana gelen “heyet-i resiha”ya denir.

Tarifte yer alan, nefisteki köklü bir şekilde yerleşen bu halden akla ve dine uygun, iyi ve mükemmel fiiller çıkarsa, bu hale A.Nazima ve A.şeref “iyi ahlâk”, güzel huy; eğer düzensiz, kötü fiil çıkarsa, buna da “kötü ahlâk” fena huy derler.

Nefisten her çıkan şey ahlâkı ilgilendirmez; ahlâkı ilgilendiren yönünü irade meydana getirir. Ahlâk iradenin seçme (ihtiyar) yönünden doğar. Bu seçme gücüne sahip irade de nefsi hayır ve şerre götürecek güçtedir. Osmanlı ahlâkçılarından Rifat Paşa ahlâkı felsefenin bir bölümü kabul eder ve ahlâk, “kuvve-i fâilemizin idaresi, ilim ve vazifelerdir” diye tarif ederek ahlâkın iradeye tesir ettiğini belirtir.

Bütün bu tariflerden ahlâk için iki temel niteliğin olması gerektiği ortaya çıkmaktadır:
1.Huyun, ruhda yerleşmiş, düşünme ve zorlama olmadan kolaylıkla meydana gelen davranış olarak ifade edilmesi.
2. Ahlâkî bir davranışta ihtiyar ve iradenin yer alması.

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com