Make your own free website on Tripod.com

1)Yöneticiler ve Devlet adamlarına bağlı bozulmalar:
Başta bizzat padişahın, kamu işlerini denetlemesi, halk ile yönetenler arasındaki bağı sağlamlaştırarak sürdürmesi gibi bazı yapması gereken görevlerini terk etmesi, Sadrazamlık makamının yozlaşması, bu makama rüşvet ve iltimasla atamaların yapılmaya başlanması; yönetici makamında bulunan padişah ve sadrazamın muktedir ve sözügeçen kimselerden olmamaları durumunda, harem ve sarayın oyuncağı haline gelmeleri, özellikle de Osmanlının son dönemlerinde sultanların, haremağalarının, asalakların, düzenbaz ve her çeşit dalkavukların yönetimde etkili olmaya başlamaları, ahlâkın üst yönetim kademelerinde çözülmesine neden olmuştur. Bu kötü alışkanlık, zamanla sarayın diğer yöneticilerine,memurlara ve askere de bulaşmış; bunun neticesinde de üst seviyedeki devlet adamları, yolsuzluk, rüşvet, iltimas ve adam kayırma vb. gibi ahlâkdışı davranışları normal davranışlar gibialgılamaya başlamışlar, hatta bunun bir hak olduğu iddiasında bulunma cüretini bile gösterebilmiş-lerdir.

Enver Ziya Karal, devlet adamlarının en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsinin rüşvet aldığını, memuriyetlerin alınıp satıldığını, işlere atanmada liyakat, bilgi ve tecrübenin aranmadığını, bu işlere atanmak için sadece iltimas, himaye ve itaatın yeterli olduğunu,110 para karşılığı memuriyet satın alıp işbaşına gelenlerin ise kısa zamanda verdiklerini geri almak ve yüklerini tutmak için halka yüklenip zulmettiklerini, halkın ise artık veremez hale geldiğini, elinde avucunda olanları kaybettiği yetmiyormuş gibi, bir de serhat boylarında erini, erkeğini şehit verdiğini belirterek, 1880 yıllarında Doğu’da gerçekleşen bir hadiseyi sefaletin boyutunu ortaya koymak için emsal gösterdiği görülür. Doğuda görev yapan o devirdeki kaymakamlara, Saraydan, halka ucuz yiyecek dağıtmaları için emir verilmiş; kaymakamlar bu yiyecekleri ağalara, ağalar da yedi sekiz kat fiyatla halka satmaya çalışmışlar; neticede halk açlıktan yiyecek bir şey bulamayınca, hububat ambarlarına saldırıp yiyecekleri ele geçirmişler; bunun üzerine hükümet asker gönderip halkın elindeki yiyecekleri geri aldırtarak tekrar ambarlara doldurtmuş; Alaşehir’de, Pasinler’de, halk o kadar aç ve perişan bir haldeymiş ki, bu gibi memurlar ve kıtlık yüzünden, tıpkı hayvanlar gibi kırlara, dağlara otlamaya çıkmaktan başka çare bulamamışlar.*

Bu devirde, devlet kapısı öyle bir hale gelmiş ki, doğruluk, dürüstlük, sosyal dayanışma, yüksek ideal ve ahlâkî fazilet artık işe yaramaz olmuş; buna karşılık, yalan, iftira, casusluk, gammazlık geçerlilik kazanmış, rüşvet ise her kapıyı açan geçer akça olmuş ve adeta millî bir âdet haline geldiği görülmüştür. Bunun üzerine Bernard Lewis de, “eğer bu hastalığın kökü kazınmayacak olursa, bu hastalık Osmanlı’nın siyasî ve ictimaî düzeninin her dalını çürütür ve bitirir”demekten kendisini alıkoyamamıştır.

Osmanlı’nın toplum bilimcisi ve devlet müfettişi görevini üslenen Koçi Bey ve Kocasekbanbaşı gibi uzmanların belirttiğine göre, bu dönemde askerde de bir takım ahlâkî bozulmalar baş göstermiş, bu bozulmanın sebepleri olarak ise askerlerin maaşlarını alamamaları, aç ve çıplak kalmaları, hatta bunlar içinde dilenecek kadar mahrumiyet ve yokluk içinde bulunanların bile olduğu ileri sürülmüştür.

Bir de askerin ittihat-Terakkî ile diğer siyasî partiler tarafından siyasete alet edilmeleri, askeri istedikleri gibi kullanmaları, hem devletin, hem de askerin ahlâkını bozmaları,halkın ahlâkının bozulması üzerinde diğer bazı sebeplerden daha etkili ve yıkıcı olmuştur. Neticede ordunun birliği bozulmuş, Yeniçeri ocağı düşman kamplara bölünmüş, düşmanlık, başıboşluk, anarşi ve saygısızlık kol gezmeye başlamıştır.

Osmanlının son döneminde askerî ve idarî teşkilattan beklenen elde edilemeyip, idarî bozukluklarla, iktisadî bozukluklar içiçe girip, pâyıtahtın taşradan, taşranın da payıtahttan kopuk bir vaziyette olduğu sıralarda devlet adamları da bozulmanın son demine gelmişlerdir. Osmanlıyı anlamak ve nereden nerelere geldiğini göstermek için Münif Paşa, zamanın paşalarından biri olan Rauf Paşa’yı şöyle hicvetmektedir:

“Üç tuğlu vezir olurdu evvel,
Üç tüylüsü oldu şimdi peydâ.
Üç tuğ ile üç tüyü kıyas et!
Devlet ne idi, ne oldu halâ.”

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com