Make your own free website on Tripod.com

AMELÎ AHLÂK:
Amelî Ahlâk ise “Ferdî” ve “ictimâî” ahlâk diye iki kısma ayrıldıktan sonra, ictimâî Ahlâkı da “Aile Ahlâkı”, “Cemiyet Ahlâkı” ve “Devlet Ahlâkı” diye üçe ayırmak mümkündür. Osmanlıda bu üç ictimâî ahlâk önemli bir yer tutmakla beraber, devlet ahlâkının daha büyük bir önem taşıdığını görmekteyiz. Çünkü Osmanlı ahlâkçıları, aile ve cemiyetin bekasının devletin bekasına, devletin bekasının da aile ve cemiyetin bekasına bağlı olduğunu çok iyi bilmekteydi.

Amelî ahlâkda, önce ferdin kemale ermesini sağlayacak olan fertle ilgili ahlâka yer verilmekte, bu babtan olmak üzere nefsi korumak, onu terbiye etmek, her türlü kötü davranışlardan kaçınıp iyiliklerle ve iyi hasletlerle donatma, Allah’a iman ve kulluk, peygamber sevgisi, şükür ve kanaat, tevekkül ve kazaya rıza, korku ve ümit ile Allah’a yalvarıp bağlanma vb. gibi meseleler yer almaktadır.

Osmanlı, toplumun çekirdeği durumunda olan aileye ve onun ahlâkına da çok büyük bir önem ve değer vermiştir. Çünkü Osmanlı ahlâkçılarının büyük bir ekseriyeti ferdin ahlâkının ailede gelişip temellendiği inancında hemfikirdir. Hatta denilebilir ki Osmanlı’nın yıkılış sebeplerinden birisi de ailenin bozularak aslî vazifesini yerine getiremeyecek hale gelmesidir. Bu dönemde evlenme ve boşanmanın kötüye kullanıldığı da söylenebilir. Batı yanlıları kadını hem örf ve âdetlerden uzaklaştırmak istemişler, hem de metres vb. kadınları kullanarak cemiyetin aileye karşı olan saygısını zayıflatarak onlara kötü örnek olmuşlardır.

Osmanlı ahlâkçıları, Aile Ahlâkı bahsinde, daha ziyade ailenin önemi, karı-koca arasındaki hak ve vazifeler ile yakın akraba ve komşuya karşı hak ve vazifeleri içeren ahlâk esasları vb. hususlara ağırlıklı olarak yer vermeye çalışmışlardır.

Cemiyet Ahlâkında ise, birlik ve beraberlik, karşılıklı hak ve vazifeleri içeren konulara ağırlık verilmiş, insana ve insan hayatına saygı, ilmi yaymak, insanları sevmek, saymak, şefkat ve merhamet, adaletle davranmak, çalışmak, iyilikte yardımlaşma, insanlara zarar vermemek, emanetlere riayet, ahde vefa, yalancı şahitlikten kaçınmak, sırları saklamak, insanların kusur ve ayıplarını örtmek, dile hakim olmak, dost ve arkadaş vb. gibi emredilen işler yanında, adam öldürmek, cehalet, zülüm, tembellik, hırsızlık, hile ve sahtekârlık, rüşvet, faiz ve yetim malı yemek, emanete hiyanet, va’dinden dönmek, sırları açığa vurmak, fitne ve fesat çıkarmak vb. gibi yasaklanan, yapılmaması gereken fiiller üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur.

Devlet Ahlâkında ise, devletin ve hükümetin ne olduğu, meşrû hükümet şekilleri, devletin lüzüm ve önemi, devlet başkanının hak ve vazifeleri, devletin fert ve halka karşı vazifeleri; halkın devletine, vatanına, milletine karşı vazifeleri, devletin diğer devletlerle olan münasebetleri vb. gibi daha ziyade bir takım hak ve vazifeleri içene meseleler üzerinde durulmuştur.

Osmanlının ahlâk anlayışının temelini büyük ölçüde İslâm ahlâkına dayalı saadet (mutluluk) ahlâkı meydana getirir. Çünkü Osmanlı ahlâkçıları, doğrudan olmasa da dolaylı olarak Yunan ahlâk düşünürlerinin, Hind-iran hikmetlerinin, tasavvufî ve felsefî izlerini de taşımaktadır. Bu izler “Ahlâk-ı Âlaî” ve diğer birçok ahlâk kitabında az da olsa hissedilmektedir. Fakat bu toplumun ahlâk anlayışının asıl temelini, özünü -daha önce de belirttiğimiz gibi- İslâm Ahlâkı meydana getirmektedir. Zira Osmanlı halkının dini İslâm, devletini yöneten sultan halife-i ruizemîn, mahkemeler XIX. asrın ikinci yarısına kadar halâ şer’î, bir çok sosyal ve siyasî kurumlar İslâmî örf ve âdet dahilinde varlığını sürdürmektedir. Osmanlı ahlâkçıları, ahlâkî eserlerini yazarken ve problemleri çözüme kavuştururken hep ayet, hadis ve İslâm büyüklerinin söz ve yaşayışlarını esas almaya devam etmişlerdir. Yine bu ahlâkçılar, sosyal ve siyasî kurumların meydana getirilmesinin gerçek sebebinin, ahlâkî ve sosyal düzeni sağlamak, İslâmî kurumları korumak ve Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanarak gerekli mutluluğu sağlamak olduğunu belirtirler.

Acaba Osmanlı toplumu bu mutluluğu sağlıyabilecek ahlâkiliği altı asır gibi bir zaman dilimi içinde ne ölçüde gerçekleştirilebilmiştir?; Bu altı asrın tamamında toplumda ahlâkî hayatın aynı düzeyde yaşandığı söylenebilir mi? Bir başka ifadeyle, bu altı asırlık zaman içinde Osmanlı toplumunda pratik ahlâk ne gibi değişikliklere uğramış ve farklılıklar göstermiştir? bu durumu kısaca gözden geçirmemizde fayda vardır.

Osmanlı tarihine baktığımızda, Osmanlının çözülme, bozulma ve yıkılma sebeplerinin, aynı zamanda, ahlâkının da bozulma ve çözülme sebepleri arasında yer aldığı görülür. Osmanlının siyasî üstünlüğünün yok oluşu ve devletin parçalanmaya başlamasıyla devlet adamlarında açıkça bir ahlâkî bozulmanın ortaya çıktığı görülür. Bu bozulma sebeplerini birkaç başlık altında toplamak mümkündür:

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com