Make your own free website on Tripod.com

l) Ahlâkda Sorumluluk:
Ahlâkın vazgeçilmez esaslarından birisi de sorumluluktur. insana bir seçme hürriyeti ve irade verilmiş, iyi ile kötü, doğru ile yanlış da gösterilmiş olunca, onun karşılığını da görmesi gerekir. Osmanlı ahlâkçıları “Sorumluluk Nedir?” sorusuna farklı cevaplar vermiştir. H.Remzi, sorumluluğu, sebeplerini bilerek, isteyerek ve arzuyla yaptığımız bir işe karşılık vermekle sorumlu tutulmamız; Ferid, fiillerin hesabını vermeye hazır olmak; A.Seyyidî, vazifeden ayrılmayan şey diye tarif etmeye çalışmışlardır.

insanın yüklendiği sorumluluklar dinî, sosyal ve ahlâkî olmak üzere üç bölümdür. Burada sözü edilen ahlâkî sorumluluktur. Ahlâkçıların ahlâkî sorumlulukta hemen hemen aynı şeyleri söyledikleri görülür. Buna göre ahlâkî sorumluluk, bilerek ve isteyerek yapılan amellerin hesabını vermekten, bunların mahiyetine göre mükafaat ve ceza görmekten ibarettir. Ahlâkî sorumluluk insanı, kendi vicdanına, insanlığın vicdanına ve Allah’a karşı sorumlu tutar. Ferîd’in de belirttiği gibi “ahlâkî sorumluluk bizim tabiatımızın neticesidir.”

Ahlâkî sorumluluk, ,ahlâk kanununa müeyyide gücü sağlar. Bu müeyyide de Ö.Nasuhî’ye göre din, vicdan, umumi efkar ve kanunlar şeklinde ortaya çıkar. İslâm ahlâkında ahlâkî, dinî ve içtimaî sorumluluklar içiçedir. Bu manada ahlâklı insan ile mü’min arasında fark yoktur. Çünkü Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış mü’min, Allah’ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunu bilir. “işittik ve iman ettik” diyen mü’minde her türlü sorumluluk vicdanî bir hal almıştır. Zira İslâmdaki ahlâkî ve vicdanî sorumluluklar, aynı zamanda dini sorumluluklardır.

İnsanın sorumlu tutulabilmesi için hür, akıllı, iyi ve kötüyü ayırt edebilecek bir güce sahip olması gerekir. Osmanlı ahlâkçıları insanın sorumlu tutulabilmesi için bazı şartlar ileri sürmüşlerdir.

1. İnsanın akıllı olması, fiillerinin mahiyetini, genişliğini, neticelerini, ahlâkî kıymetini idrak etmesi, hayrı şerden ayırması,
2. İradeli olması,
3. Güç yetirilemeyen şeyleri istememesi,
4. Niyet; ahlâkî bir niyet, fiil hükmünde sayılmıştır.
5. Fiil sahibinin fiil anında muhtar ve hür olması,
6. insanın hayır ve şerri bilmesi,
7. Ahlâkî bir kanunun var olması, bilinip takdir edilmesidir.

m) Ahlâk Kanunu:
Teorik ahlâkın ana meselelerinden birisi de ahlâk kanunudur. Osmanlı ahlâkçılarından Rifat ahlâk kanunu: “insan fiil ve davranışlarının icrasını temin etmek için konulmuş bir kâidedir. Ceza ve mükafaatın tamamından ibarettir.” diye belirlerken, A.Seyyidi, bu kanunu yap, yapma gibi emir ve yasaklamaya ait bir takım manevi hükümler olarak; A.Rıza, yapılması mecburi, umumî, belirli ve açık, uygulanması mümkün bir kanun olarak ortaya koymaya çalışır.

Osmanlı ahlâkçılarının ekserisi Kant’ta olduğu gibi ahlâk kanununu vazifeye dayandırırlar; yahutta vazife ile aynı manada kullanılırlar. Ahlâk kanununda esas olan vazifedir. İslâm ahlâkçıları vazife için geçerli olan mecburîlik, zorunluluk, bilinirlik, sabitlik, lizatihilik gibi özellikleri ahlâk kanunu için de geçerli saymışlardır. A.Kemal ahlâk kanunun ilâhî bir kanun olduğunu, bunun koyucusunun da Allah olduğunu; en yüksek ve en gerçek ahlâk kanununun ise İslâm Dini olduğunu belirtir.

Osmanlı ahlâkçıları ahlâk kanununun çeşitli özelliklerinden bahsederler. Bu özellikler A.Kemal, Ferid, Rifat’a göre mecburîlik, mutlaklık ve küllîliktir. A.şeref’e göre mecburîlik, umumîlik, luzumluluk, bilinirlik, sabitlik, mutlaklıktır. Bu özellikleriyle ahlâk kanunu bizim irademiz dışında, müstakil ve bize hakimdir. Ahlâk kanununda nizam ve düzen fikrinden başka bir de otorite fikri vardır. Bu otorite de vazifedir.

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com