Make your own free website on Tripod.com

OSMANLIDA AHLAK VE AHLAK RİSALELERİ

 İnsanlık tarihinde yer alan büyük milletlerden her biri, medeniyetin özel bir alanında en yüksek noktalardan bir noktaya ulaşmıştır. Dünya medeniyet tarihinde Eski Yunanlılar “Estetik”de, Romalılar “Hukuk”da,Yahudiler ve Araplar “Din”de, Fransızlar “Edebiyat”da, Anglo-saksonlar “iktisat”da, Almanlar “Musikî” ve “Felsefe”de, Türkler ise “Ahlâk”da en yüksek seviyelere ulaşmışlardır. Bu nedenle Türk Tarihi baştan aşağı faziletler ve ahlâkî mükemmelliklerle doludur.

Her ç
ağın, her milletin, her sınıfın ve her ferdin bir ahlâkı olduğu inkâr edilemez bir hakikattir. Eğer, yaklaşık altı asır gibi bir zaman dilimi içinde çeşitli ülkelerde siyasetiyle, ekonomisiyle, din ve ahlâkıyla hükümran olmuş Osmanlı’nın ahlâkından söz etmek gerekirse, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu ahlâk, büyük ölçüde bir İSLAM AHLAKI görünümündedir. Çünkü bu ahlâk, Osmanlı Türkü’nün siyaseti, ekonomisi, ilmi, fenni, kültürü, örf ve âdetiyle birleşip kaynaşarak bütünleşmiş, yepyeni bir sentez olan TÜRK İSLAM AHLAKI haline gelmiştir. Bu ahlâkda, savaşa dair ahlâkî hasletler daha fazla dikkat çekmekte, cemiyet ve devleti hareket noktası olarak kabul etmek ise bu ahlâkın alt-yapısını meydana getirmektedir.

İslâm Dininin temel inanç ve ahlâk anlayışına dayalı Türk İslâm Ahlâkı, bütün canlılığı ile Osmanlı toplumunda, yöneten ile yönetileni, aydını ve halkıyla ilgili her kesimde uygulanmış ve yaşama imkanı bulmuştur. Osmanlı’nın son dönemlerinde bu ahlâkî canlılık yavaş yavaş kaybolarak yerini bazı ahlâkî çözülmelere bırakmış ise de, yine de bu ahlâkın büyük bir kısmının I. Cihan Harbine kadar halkın arasında yaşama imkanı bulduğu görülür.

Osmanlı Ahlâkının zemini (alt-yapısını) meydana getiren “İslâm Ahlâkı”, Kur’ân, sünnet, kıyas, örf ve âdetler gibi temel esaslara dayanmaktadır. Dolayıyla Osmanlı Ahlâkı da büyük ölçüde bu ilkelere dayanır. Öyleyse Osmanlı Ahlâkının alt-yapısını meydana getiren İslâm Ahlâkının bazı özeliklerini kısaca zikretmekte yarar vardır.

İslâm Ahlâkı
: Dinî ve aklî bir temele dayanan, bütün elamanlarının bir işbirliği içinde olduğu teşkilatlı bir yapı; en yüksek bir idealin pratik bir fiille uyuştuğu, çok sert davranışların yumuşatıldığı ve düzenlendiği, aklın iman içinde tamamlanıp imanın akıl ile sağlamlaştırıldığı, ferdin şahsiyetini oluştururken cemiyeti zedelemeyen, cemiyeti korurken de ferdin hak ve özgürlüklerini kısıtlamayan ve onlardan gereksiz fedakârlıklar istemeyen, pratik, uygulanabilir; küfür ve şirke düşmemiş, âhiret inancını devreye sokarak, sağlam ve sarsılmaz bir zemine oturmuş, gerçeği ve ahlâkî olguları bütün yönleriyle ve bütünlük içinde ele almakta olan, dinî, ferdî, ictimaî her çeşit ihtiyaçlara, bütün problemlere cevap veren ve çözüm teklif eden, geniş ve cihanşumul bir sistem; gerekli gelenek ve âdetleri korumada muhafazakâr görünürken, yeni durumlara çözüm üretmekte yenilikçi, insanın görevlerini sınırlayan, fakat bir düzen dahilinde, gücü ölçüsünde insanı sorumlu tutan, ahlâkî emirleri aynı zamanda dinî bir vazifeye dönüştüren, insana hayırların kapısını sonuna kadar açan, buna karşılık şerlerin ve kötülüklerin önünü tıkayan bir ahlâktır.

Bazı özelliklerine kısaca temas etmeye çalıştığımız bu İslâm Ahlâkı, Hicrî III. asırdan itibaren sistemli hale getirilmeye çalışılmış, neticede kitap ve sünnete ağırlık veren Gelenekçi veya Kur’ân Ahlâkı, yine kitap ve sünnete dayanıp daha çok ahlâkta tasavvufî yoruma ve yaşayışa ağırlık veren Tasavvufî Ahlâk ve büyük ölçüde aklın verilerine, Eflatun, Aristoteles gibi filozofların ahlâk görüşlerine ve metodlarına önem veren, onların metodlarını kullanarak Kur’an ve hadisteki ahlâkî esasları yeni bir bakış açısıyla ele alan Felsefî Ahlâk gibi üç farklı ahlâk anlayışı ortaya çıkmıştır. Hicrî IV ve V. asırdan itibaren ise bu üç farklı ahlâk anlayışı uzlaştırılmaya çalışılmış ve bu uzlaştırıcı çabalar netice vererek, sonuçta bu çeşitli görüşleri birleştiren birçok ahlâk eserleri meydana getirilmiştir. Osmanlı’nın kuruluşuna kadar bu ahlâkçılar arasında yer alan ve bunların ileri gelenleri, İbni Miskeveyh (v.421/1030), Yusuf Has Hâcib (v.470/1077), İbni Tufeyl (v.1185), Ahmet Edîb Yunaklı (m. XI veya XII. asır), Gazalî (v.505/1111), Nasreddîn Tusî (v.672/1274) vb. gibi bazı ünlü isimlerden söz edilebilir.

Bazı Osmanlı Ahlâk Risaleleri:
Osmanlının kurulmasıyla İslâm Ahlâkı bu toplumun hem düşünce hayatında, hem de bizzat yaşayışında yer almış ve bir hayat tarzı haline gelmiştir. Yaklaşık altı asır gibi bir zaman dilimi içinde bir çok bilgin bu ahlâkın nazarî ve amelî zeminini belirlemeye çalışmış; ahlâkın ilmî zemine oturtulması noktasında ortaya çıkan meseleleri inceleyen ve irdeleyen bir çok eserler yazmışlardır. Bunların müellifleri ve en meşhurları şunlardır:

WB01337_.gif (904 bytes)                             WB01339_.gif (896 bytes)

Son Günceleme:08,04,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com