Make your own free website on Tripod.com

AİLEDE AHLÂK EĞİTİMİNİN ÖNEMİ

Ahlâkın insan hayatındaki yeri ve önemi, hiçbir zaman tartışma kabul etmeyecek kadar büyüktür. Çünkü güçlü toplumların en önemli hususiyetlerinden birisi de güçlü bir aile yapısına sahip olmalarıdır. Güçlü aileler de hiç şüphesiz ki güçlü bir ahlâkî alt yapıya sahiptir. Bu tip ailelerin varlığını devam ettirebilmeleri de, o ailede yetiştirilen çocukların, hem bedenen, hem fikren, hem de ahlâken iyi eğitilmelerine bağlıdır.

Ailenin, çocuğu dünyaya getirdikten sonraki en önemli görevlerinden birisi terbiyedir. Çünkü insanın en temel özelliği eğitilebilir olmasıdır. Bu nedenle, onu yaratan Allah’ın sıfatlarından birisi de “Rabbu’l-âlemîn”dir. Eğitim, bir insana, kademe kademe onu kemâle erdirecek davranışları kazandırmaktır. İnsan dünyaya gelirken ne bir şer, ne de bir hayırla gelir. Ona, bütün iyilik veya kötülük yollarını gösterecek olan, alacağı dinî ve ahlâkî eğitimdir. Çünkü insan, dünyaya, tamamen bomboş da gelmez; Hz. Peygamber onun “İslâm fıtratı üzerine dünyaya geldiğini”; yani Allah’ı, iyilik ve güzellikleri tanıyabilecek ve bu doğrultuda eğitilebilecek bir yetenekte yaratıldığını belirtmiştir.

İnsanın ahlâkî olarak eğitilmesinin amacı, ahlâkçıların büyük bir çoğunluğuna göre, insanların ahlâkî olgunluğu kazanmaları, ahlâk ve duyguların, bedenî hasletlerin, aklî ve manevî güçlerin süslenmesi içindir. Çünkü ahlâk eğitimi, bir çeşit hürriyete giden yoldur. Mükemmel bir ahlâk, mükemmel bir hürriyet demektir. Bilindiği gibi, çocuğun esas terbiye mahalli aile ocağıdır. Bunun eğitimi ise beşikte, ailede başlar ve insan hayatı boyunca devam eder. Bu nedenle, küçük çocuğu bozmak veya mükemmelleştirmek daha kolaydır. Bazı İslâm ahlâkçıları yeni doğan çocuğu, hayat kitabının beyaz bir ahlâk sayfasına benzetirler. Onlara göre, o sayfalara her ne yazılmak istenirse kolayca yazılabilir. Orada görünen izler, büyük ölçüde annenin şahsî terbiye imzasını taşımaktadır.

İslâm ahlâkçıları, ahlâk eğitiminin mutlaka küçük yaştan itibaren verilmesinden yanadır; bu eğitimin de geleceğe yönelik olmasını isterler. Çünkü eğer bir insanda ahlâk yoksa, o insan, düşüncede, ilim ve fende ne kadar ileri olurlarsa olsun, yine de eksik sayılır. Zira, iyiyi kötüden ayırt ettirecek bir güce sahip olmayan bir bilginin, insana ne faydası olabilir? Bu nedenle, Türk İslâm ahlâkçılarından Ali İrfan, âlim fakat ahlâksız birini, şahane görünümlü, ama pis kokulu, zakkum gibi bir çiçeğe; cahil, fakat iyi ahlâklı birini de hoş kokan, fakat çirkin görünümlü olan bir başka çiçeğe benzetmektedir. Bilindiği gibi çocuklar, dünyaya gelirken nötr fıtratlı yaratıldıkları halde, onları sürekli kötülüğe doğru yönlendiren birçok faktörler vardır. Başka bir ifadeyle, çocukları kötülüğe yönlendiren eğilimler, onu iyiliğe yönlendirenlerden daha fazladır. Çünkü çocuklar her yönden bu doğrultudaki uyarıcılarla uyarılmakta ve yönlendirilmektedir. İşte ahlâk eğitimine küçük yaştan itibaren ailede başlanmasının önemi de buradan kaynaklanmaktadır. Ayrıca her ailenin, okul ve devletin esas gâyelerinden birisinin, hatta en önemlisinin ahlâklı bir toplum ve nesil yetiştirmek olması gerekir. Çocuklara ailede ahlâk eğitimi verilirken, bu eğitimin mutlaka dinî bilgilerle desteklenmesi halinde hedefine ulaşacağı ve bir işe yarayacağı ahlâkçılarca ortaya konulmaktadır. Zira din ile ahlâkın yakın bir ilişkisi olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Hz. Peygamber bu konuyla ilgili olarak “Din iyi ahlâktır”, “sizin dinen iyi olanınız, ahlâken de iyi olanınızdır” buyurmuştur.

A) Ailede Çocuğun Ahlâk Eğitiminde Dikkat Edilecek Hususlar:

Öncelikle ana-baba, çocuk ister kız olsun, isterse erkek olsun, onun Allah’ın bir armağanı ve bir emaneti olduğunu bilmelidir. Bundan sonra ilk yapılacak şey, çocuğun sonraki hayatında hayırla anılması için zamanına uygun güzel bir isim verilmesidir.

Çocuk, anne sütüyle ve emzirenin huyuyla huylanacağı için, önce çocuğun annesinin dindar, iffetli, iyi ahlâklı olmasına ve kötülüğe eğilimli biri olmamasına dikkat etmelidir. Bu sebeple, eğer çocuk süt anneye verilecekse, süt annenin huyu ve ahlâkının iyi olmasına itina göstermek gerekir. Çünkü çocuk bu süt emme süresinde süt annenin ahlâkıyla ahlâklanır.

Ahlâkçılar çocukta ilk gelişen duygunun haya duygusu olduğunu belirtirler. Eğer bu duygu, yeterince düzenli yönlendilirse, çocuk daha sonraki hayatında asil ve efendi biri olur. Bu nedenle, çocuğun ahlâkî eğitimine tâ bu ilk yıllardan itibaren dikkat ve titizlik göstermek gerekir.

Çocuğun ahlâk eğitiminde dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da çocuğun ilişki kurduğu, düşüp kalktığı çevresidir. Bazı büyük İslâm ahlâkçıları, çocuğu, çocuk tabiatlı kimselerden uzak bulundurmayı önermektedir. Çünkü çocuğun tabiatı saf olduğu için, iyi ve kötü huyları kendi akranlarından daha kolay ve çabuk kaparlar. Zira insan tabiatı bir huy hırsızıdır. Çocukların özellikle çocukluk çağında başkalarını taklit etme yönü fazla geliştiği için, onun oyun ve okul arkadaşlarını iyi seçmeli, sürekli iyi örnek olacak kimselerle ilişki kurmalarını ve oyun oynamalarını sağlamalıdır. Ayrıca aile fertleri, ana, baba, ağabey ve abla birer canlı örnek olarak çocuğun her türlü eğitiminde, özellikle de ahlâk eğitiminde önemli bir rol üstlendiklerini hiçbir zaman unutmamalıdır. Çünkü çocuk en yakın ve en çok ilişki içinde olduklarına benzemeye, onlar gibi davranmaya ve onlar gibi hareket etmeye çalışır. M.M.Râşit Öymen, J.J.Rousseau’nun “Emil”inden bir nakille bu fikri çok güzel bir şekilde örneklendirmektedir. “Çocuk, âdil bir baba vasıtasıyla, dünyanın en muktedir öğretmenlerinden daha iyi terbiye edilir. Çocukların yalanları, öğretmenlerin eseridir. Çocuklara hakikati söylemeyi öğretmek, onlara yalan söylemeyi öğretmekten farklı bir şey değildir. Öğretmenler! Siz faziletli ve iyi olunuz ki, sizin örnek hareketleriniz öğrencilerinizin hafızasına kazınsın ve onların kalplerine yerleşsin.”

Çocukların karakter oluşumu döneminde, onlara iyi ve değerli insanları övmeli, kötü ve düşük insanları da yermelidir; bu sayede çocuklar iyi insanlara imrenir ve onları örnek almaya çalışır; kötülerden de tiksinir ve nefret eder. Yine bu aşamada, çocuk hatalı davranırsa, ona hemen kızıp öfkelenmemeli; suçunu yüzüne vurmamalı; yavaş yavaş sabırla ve bazı başka çocuklardan örnekler göstererek yapılan işin hatalı ve yanlış olduğunu anlayacağı şekilde imalı olarak ona anlatmaya çalışmalıdır. Bu yol, Hz. Peygamberin, ashabının yetişkinlerinin bile hatalarını düzeltmek için sıkça müracaat ettiği yollardan biridir.

Ailenin, çocukların eğitiminde dikkat edecekleri bir başka husus da, her zaman onları iyi yemeklere, güzel giyim-kuşama alıştırmamalı; zaman zaman sade giyim ve gerekirse kuru ekmekle yetinmeyi öğretmeli; çocuğu aşırı para sevgisi ve mal hırsından sakındırmalıdır.

Daha önce de temas ettiğimiz gibi, çocuğun esas terbiye yeri aile ocağı, en önemli terbiye de ahlâk terbiyesidir; bu görevin, ne şekilde olursa olsun, hiçbir zaman bir başkasına devredilemeyeceği bilinmelidir. Bu nedenle, ailede çocuğun ahlâk eğitimi bizzat ana-baba tarafından yapılmayıp da bir eğiticiye, öğretmene bırakılmışsa, bu eğitimcinin de akıllı, dindar, ahlâklı, terbiyeli, büyüklerin edep ve görgüsüne vâkıf, öfkesine hakim, yumuşaklığını hissettirmeyecek kadar uyanık biri olması gerekir. Çünkü aşırı sertlik ve korku öğrenmeyi engeller.

Bir çocuk buluğ çağına eriştiğinde, ona, malına, mülküne sahip çıkması gerektiğini, her çeşit eşyayı kullanmaktan esas maksadın sağlam bir ahlâkî karakter meydana getirmek olduğunu, bunun esas amacının ise âhiret mutluluğuna ulaşmak olduğunu kavratmalıdır. Ailede çocuğa öğretilmesi gereken önemli bazı ahlâkî davranışlar arasında çocuğun yapması, üstlenmesi gereken vazifeleri ve muaşeret kurallarını; ana-babaya, yakın akrabalar ve diğer insanlara karşı yapılması gereken vazifeler şeklinde sıralamak mümkündür.

a. Çocuğun Ana-Babasına Karşı Vazifeleri:

İslâm ahlâkçıları kendilerine hürmet gösterilmesi gerekenleri ilk sırada ana-baba, ikinci sırada aynı kandan gelen ve bizden büyük olan ağabey ve ablalarımız, daha sonra büyük anne ve dedelerimiz, amca, dayı, hala ve teyzelerimiz, bunlara ilâve olarak da hocalarımız ve âmirlerimiz diye bir sıralamaya tabi tutarlar.

Eğer aile ve toplumda, küçükler büyüklerine itaat etmezlerse, ortalık karışır ve anarşi doğar. Böylesi bir kargaşaya meydan vermemek için herkes üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Tabiî ki en başta çocukların kendilerinin varlık sebebi olan ana ve babalarına karşı görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Çocukların ana ve babalarına karşı en temel vazifelerinin başında itaat, sevgi, saygı, hürmet, minnettarlık, darda kalınca yardım ve ölünce hayırla onları yâd etmek gelir.

Ana-babaya karşı ailede çocuğun en başta gelen vazifelerinden birisi itaat etmektir. Bu itaat hem maddî, hem de manevî olmalıdır. Ana babaya itaat Kur’an ve hadiste emredildiği gibi, isyan da yasaklanmış ve en büyük günahlardan sayılmıştır. Herhangi bir sebeple ana-babaya karşı yapılan hata ve kusurlardan dolayı kendilerinden özür dilenmelidir. Ana-babaya sadece bizi isyan ve şirke davet etmeleri halinde itaat edilmez; buna rağmen onlara iyilik yapmaya devam edilir.

Ana-babaya karşı itaatten sonra gelen vazifeler sevgi, saygı ve iyilik etmek, gerektiğinde onları koruyup kollamaktır. Sevgi bulunduğu her şeyi güzelleştirir. Ana-babaya karşı sevgisinin temel nedeni, çocuğun varlık sebebi olmalarındandır. Yine çocuk, dinî ve ahlâkî telkinleri de onlardan öğrenir. Ana-babaya karşı sevginin gereği onlara itaat etmek, haklarına saygı göstererek karşı gelmekten kaçınmak, öldükten sonra onların ruhlarını dua ve sadaka ile anmaktır. Ana-babaya karşı iyi muamele birçok ayet ve hadislerde emredilmiş, İslâm ahlâkında da ana-babaya iyilik etme, Allah ve Rasulüne itaatten hemen sonra zikredilmiştir. Ana-babaya karşı sevgi ve saygının çeşitli şekillerde tezahürü vardır. Onları kucaklamak, sözlerini dinlemek, evde daima yüksek yere oturtmak, onlara sürekli dua ve teşekkür ederek memnuniyetini belirtmek bunlardan bazılarıdır. Ana-babaya iyi davranmak ve onlara iyilik yapmak hususunda Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Ana-babaya güzel davranın. Eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf” bile deme ve onları azarlama. İkisine de iyi ve yumuşak söz söyle. İkisine de acıyarak tevazu kanadını indir. Ve şöyle de: “Ey Rabbim” onlar beni küçükken nasıl terbiye edip yetiştirmişse, sen de kendilerine merhamet etİyilik yapmak ve güzel muamele, ana-babadan her ikisi için de söz konusu olduğu halde, özellikle anneye, çekmiş olduğu zahmetler, meşakkatler, hizmetlerinin ve hakkının daha çok olması sebebiyle ona daha fazla ihtimam gösterilmesi tavsiye edilmektedir.

Çocuklar, ana-babaya karşı vazifelerinde ne kadar titizlik gösterseler de hakkıyla bu vazifelerini yerine getirmiş olamazlar. O halde, bu hususta yapılacak en iyi iş, onların rızasını kazanmak ve hayır dualarını almaktır.

b. Kardeşlerine Karşı Vazifeleri:

Ahlâkçılar açısından kardeşlik, insanlar arasında en güçlü bir bağ olarak kabul edilir. Kardeşliğin esası, himaye, hürmet ve yardımlaşma fikirlerine dayanır. Çünkü en samimi dostlarımız, kardeşlerimizdir. “Kardeşlik” ifadesi en kalpten gelen, en kuvvetli, en büyük fedakarlığı gerektiren bir bağı dile getirmektedir. Bu sebeple, kardeşlere karşı yaşlarına, üstünlük ve olgunluklarına göre davranmak, ihtiyaçları anında manen ve maddeten onları desteklemek, haklarını korumak vazifelerimiz arasında yer alır. Türk İslâm örfünde bir ailenin büyük kardeşi (ağabey) diğerlerine göre üstün görülür. Çünkü büyük kardeş, küçükleri için bir baba mevkiindedir; bu nedenle onlara babaya hürmet eder gibi hürmet etmek, sevip saymak ve düşmanlık etmemek gerekir. Kardeşlerin aile içindeki ahlâkî vazifelerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için, sevgi, yardımlaşma ve birbirine bağlılık çok önemli bir yer tutar. Ailenin önemli görevlerinden birisi de, kardeşler arasındaki bu sevgi, saygı, bağlılık ve yardımlaşmayı tesis edecek şartları hazırlamaktır. Aile böyle önemli bir ahlâkî görevi üstlenip yerine getiremediği zaman, ailede huzursuzluk, kardeş kavgaları ve anarşi meydana gelir; bu hal ise toplumun ahenk ve düzenini bozar.

Ailede, çocuklara, ana-babaya, kardeşlere karşı vazifelerden sonra kazandırılması gereken ahlâkî davranışlardan birisi de akrabaları sevmek, onlara hürmet etmek, onları zararlardan korumak, onlara karşı düşmanlık ve alçaklık yapmamak, işlerine yardımcı olmak, yanlarında edepli ve ağırbaşlı olmaktır.

B) Çocuklara Muaşeret Kurallarını Öğretmek

Ailenin üstlenmesi gereken önemli bir ahlâk eğitim çeşidi de muaşeret adâbı ve kurallarını öğretmektir. Çünkü insanların huzur içinde, dostça yaşayıp geçinmeleri, bu kurallara uymalarına bağlıdır. Yakın komşu, akraba, arkadaş ve dostlarıyla iyi ilişkiler kuramayan, davranışlarını ayarlayamayanlar, toplum içinde daima yadırganırlar. Halbuki müslüman bir kimse “insanlarla iyi geçinen, kendisiyle de iyi ilişkiler kurulabilen kimsedir. Geçimi iyi olmayan kimseden hayır gelmez.” İnsanlar arasındaki karşılıklı münasebetlerin dostluk, sevgi ve nezaket ölçüleri içinde yürütülmesi büyük ölçüde İslâm ahlâkının muaşeret kaidelerine uymakla mümkün olur. Bunlar, konuşurken, oturur-kalkarken, yiyip-içerken, yürürken uyulması gereken bir takım kurallardır.

a.Konuşma Adabı

Ailede çocuklara kazandırılması gereken önemli âdaptan biri ve en önemlisi konuşma âdâbıdır. Onlara, konuşurken sözü uzatmamaları öğütlenmeli, ne kadar kısa ve öz konuşulursa o kadar edebe uygun olacağı, sözün en uygun olanının kısa ve anlamlı olanı olduğu anlatılmalı ve bu alışkanlıklar kazandırılmalıdır. Çünkü birçok ahlâkçı çok ve lüzumsuz konuşmanın zihin bozukluğu ve akıl hafifliğine işaret ettiğini, insanın dost ve arkadaşları yanında küçük düşürülmesine sebep olduğunu, dinleyenleri bıktırıp nefret ettirdiğini belirtirler. Bir toplulukta bir başkasını konuşturmayacak kadar sürekli konuşmamalı, başkalarının da konuşma hakkı olduğunu bilmeli ve bu hakkına saygı göstermelidir.

Başkasından bir şey sorulduğunda, kendisi bilse bile ileri atılıp cevap vermemeli; sorulan soruya cevap verilememişse o zaman güzellikle ve terbiye sınırları içinde, soranın muradı yerine gelecek şekilde soruya cevap vermelidir. Şayet kendi cevabından başka bir cevap verilirse, ona kızmamalı, verilen cevap kendisininkinden daha güzelse onu anlayışla karşılamalıdır.

Bir mecliste yeri gelmedikçe söze karışmamalı, başkalarının sözünü kesmemeli, büyüklerin bulunduğu toplulukta kendi üstünlüğünü hissettirecek şekilde ilk soru soran olmamalıdır. Konuşurken sesi çok yükseltmemeli, duyulmayacak kadar da sesini kısmamalıdır. Kötü söz, küfür, ağır şaka, kaba mizah, hakarete varan ifadelerden kaçınmalı; lüzûmsuz münakaşa ve mücadeleye girmemelidir; çünkü kabalık, küfür ve ağır şaka, gereksiz münakaşa, insanın insanlık seviyesini düşürür, kin, nefret ve düşmanlık tohumlarının yeşermesine neden olur. Eğer insan illa münakaşaya girmek zorunda kalırsa, o zaman, ölçülü olmalı, hak hangi tarafta ise o tarafa meyletmeli, hakkı tutmalıdır.

Büyüklerle konuşurken senli benli ve laubali konuşmamalı, "siz" diye hitap etmeli, akranlarıyla konuşurken de güzel konuşmalı, fazla tevazu göstermemeli, kendini küçük düşürecek sözler söylememeli, dedikodu, yalan ve iftiradan kaçınmalı, kötü söz söylememeli, bu sözlerin konuşulduğu yerde de bulunmamalıdır. Çünkü “hoş ve güzel söz, bir sadakadır.”

b. Oturma Âdâbı

Ailede çocuğa öğretilip kazandırılması gereken bir alışkanlık da oturup kalkma âdabıdır. Çocuklar ve küçükler büyükler yanında otururken ayaklarını ulu orta uzatmamalı, bacak bacak üstüne atarak oturmamalıdır. Kendi emsali arasında ise rahat bir şekilde oturabilir.

Büyüklerin yanında gerinmemeli, burnunu karıştırmamalı, parmak çıtlatmamalı, ağzını açarak esnememeli, illa esnemesi gerekirse elini ağzına tutmalıdır. Bir meclise gittiğinde makam ve mertebesine uygun bir yere oturmalıdır. Misafir veya büyükler yanında sırt üstü uzanıp yatıp uyumamalı, illa uyuması gerekiyorsa izin alıp uygun başka bir yerde uyumalıdır.

c. Yeme-İçme Âdâbı

Çocuğun ailede öğreneceği ve ömür boyu kendisine lâzım olacak bir âdap da yeme ve içmeye dair uyacağı hususlardır. Yemekten önce ilk yapılması gereken şey, ellerin iyice yıkanıp sofrada uygun bir yere oturmak, sonra da besmele çekerek büyüklerin başlamasından sonra kendi önünden yemeye başlamakdır.

Yemek yerken, yemeğe aşırı hırs göstermemeli, lokmaları küçük almalı acele acele çiğneyip yutmamalı, ağzında gereğinden fazla lokmaları tutmamalıdır. Yemek esnasında parmakları gereğinden fazla yemeğin içine batırmamalı ve elleri bulaştırmamalı, sofradakileri tiksindirecek hareketlerde bulunmamalı, ağzını şapırtatıp açarak çiğnememelidir. Yemek seçmemeli, hırsla hepsini yemeye çalışmamalıdır. Yemek yerken, başkalarının lokmalarını saymamalı, başkasının önündeki yemeğe veya meyveye uzanmamalı, sofradakiler kalkmadan kalkmamalı, misafirlikte sofradan erkenden kalkmamalı; ev sahibi ise sofradan misafirden sonra kalkmalıdır. Yemekte yemeğin kusurundan bahsetmemeli, su içerken bir dikişte içmemeli, mümkünse üç defada içmeli, su içerken boğazı gortlatmamalı, yemekten sonra elleri ve ağzı iyice yıkamalıdır. El yıkamaya yemekten önce gençlerden, yemekten sonra ise yaşlılardan başlamalıdır.

Çocuğa ailece verilmesi gereken diğer bazı muaşeret kuralları arasında güler yüzlü, tatlı dilli olmak, selâmlaşmak, tokalaşmak, selâm ve iyilik temennileriyle karşılaşıp ayrılmak, hataları görmezlikten gelmek, seviyeye uygun davranmak, ziyaretleşmek, dargınlıktan kaçınıp dargınları barıştırmak vb. sayılabilir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, ailede, çocuğun terbiye devresinde ahlâkî terbiyeden daha önemli bir şey yoktur. Bu dönemde en iyi eğitim yolu da her yönden çocuğa iyi bir canlı örnek olabilmektir. Zira, bu devrede ana-baba çocuk için ulaşılması güç, en yüce, en mükemmel ve taklide en uygun varlıktır.

Herkesi taklit etmeye çok müsait olan çocuk, ana-baba arasındaki sevgi veya münakaşadan çok çabuk etkilenir. Annenin üzülmesi, babanın bağırıp çağırması çocuğu sıkar ve çocukta silinmesi çok güç izler bırakır. Neticede çocuğun karakteri bozulur; içedönük bir şahsiyet geliştirerek bedbinleşir. Bu nedenle, ana-baba çocuğa çok iyi ve kusursuz bir ahlâkî örnek olmak zorundadır.

Ailede çocuğa ahlâk eğitimi verilmeye çalışılırken geleceğe yönelik olmasına dikkat etmek gerekir. Çünkü çocuklar, geçmişten çok geleceğe aittir. Onları geleceğin problemlerini çözebilecek yetenek ve beceride yetiştirmek gerekir. Bu da vicdanı hür, düşüncesi hür, ahlâkı mükemmel insanlar yetiştirmekle mümkün olur. Vicdanı hür, düşüncesi hür çocuklara, 6-7 yaşından sonra yavaş yavaş İslâm’ın adabı, dinî inançlar ve iyi ahlâk öğretilmeye çalışılmalıdır. Yine bu devrede çocukları farzlara alıştırmak, dine alâka ve muhabbeti artırmak, gerekli öğütlerle helâl ve haramı öğretmek gerekir.

Çocuğun eğitimi ve fikirlerinin iyilik ve güzelliklerle beslenmesi aileye düşen bir borçtur; çocuğun sadece zihnini değil, ruh ve iradesini de geliştirmek gerekir. Çocuklara her alanda örnek olmak, onu kendisi, ailesi, milleti ve insanlık için her bakımdan iyi bir insan olarak yetiştirmeye çalışmak, ailenin çocuğa ve cemiyete karşı büyük sorumluluğunu gerektiren bir vazifedir.

Biblioğrafya

Kur’an-ı Kerim,

Abdurrahman Şeref, İlm-i Ahlâk, İstanbul,1316 R.
Ahmet b. Hanbel, Müsned, Beyrut, tarihsiz.
Ali İrfan, İlm-i Ahval-i Ruh, İstanbul,1317 R.
Ahmet Nazif, Ahlâk-ı Diniyye ve Vezaif-i İslâmiyye, İstanbul,1331 R.
Ali Rıza, Ma’lumât-ı Ahlakiyye ve Medeniyye, İstanbul,1326 R.
Buharî, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, el- Camiu’s Sahih, İstanbul,1315 H.
--------, Edebu’l- Müfred, Kahire,1375 H.
Ali Seyyidî, Terbiye-i Ahlakiyye ve Medeniyye, İstanbul,1329 R.
-------------, Ma’lumât-ı Ahlâkiyye, İstanbul,1334 R.
-------------, Ahlâk-ı Dinî, İstanbul,1317 R.
Celaleddin Devvanî, Ahlâk-ı Celalî, Hindistan,1309 H.
Ebu Davud, Süleyman b. el- Eşab es- Sicistanî, Sünen, İstanbul,1401 H.
Erdem, Hüsameddin, Sondevir Osmanlı Düşüncesinde Ahlâk, Konya,1996.
Hüseyin Remzi, Ahlâk-ı Hamidî, İstanbul,1310 R.
İbrahim Aşıkî, Mektep Terbiyesi, İstanbul,1220 H.
El- İrakî, Hafız, İhya, ek açıklaması.
İbni Mâce, Ebu Abdillah Muhammed b. Yezid el- Kazvinî, Sünen, Mısır,1975.
Mahmut Esat, Ahlâk Risalesi, İzmir,1312.
Mehmet Said, Ma’kes-i Fazilet, İstanbul,1319 R.
Muslihiddin Adil, Ma’lûmât-ı Ahlâkiyye ve Askeriyye, İstanbul,1331 R.
Müslim, Ebu’l- Hüseyin Müslim el- Haccac, Sahih, Mısır,1954.
El- Münzirî, et- Terğîb ve’t- Terhîp, Mısır,1954.
Nasreddin Tusî, Ahlâk-ı Nasırî, 1300 H.
Öymen, M.Münir Reşit, Psikoloji, Sosyoloji ve Pedagoji Açısından Ahlâk Eğitimi, İstanbul,1975.
Sami, İlm-i Terbiye-i Etfal, İstanbul,1328 R.
Tirmizî, Muhammed b. İsa, Sünen, Kahire,1382 H.
Yusuf Ziya, Kınalızâde’nin Terbiye Nazariyesi, Mihrap Mecmuası, İstanbul,1339 R, Sayı 4.
Ez- Zebidî, Ahmed b. Ahmed b.Abdi’l- Lâtif, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, çv. Kâmil Miras, Ankara,1968.

  
                                                                                                     Prof.Dr.Hüsameddin ERDEM
                                                                                                        husameddinerdem@ihlas.net.tr

 

Son Günceleme:25,03,2006
Web Design:Ö.Faruk ERDEM

omferdem@hotmail.com